Site Dili

English French German Italian Portuguese Russian Spanish

Ziyaretçi İstatistikleri

Bugün93
Dün162
Bu Hafta946
Bu Ay2438
Toplam17756

Powered by Kubik-Rubik.de
Baskıya Giren Son Kitabın Kapak Tasarımı
n_sayfa
 
19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı (18-19 Mayıs)

 

                     19 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a gelip Kurtuluş Savaşımızı başlattığı gündür. Ulusal Bayram günümüzdür. Her yıl 19 Mayıs günü Gençlik ve Spor Bayramımız yurdun her yanında spor gösterileri ve törenlerle kutlanır.

                    1914'de başlayan Birinci Dünya Savaşı dört yıl sürdü. Savaş öncesi Avrupa'nın belli başlı ülkeleri ikiye ayrıldı. Birbirleriyle savaştılar. Bu savaş­ta bizimle birlikte onlar yenildi. Savaş kurallarına göre biz de yenilmiş sayıl­dık. Savaş sonunda Mondros Silah Bırakışması imzalandı. Buna göre Fransızlar Adana ve Hatay'a; İngilizler Urfa, Mardin ve Merzifon'a; İtalyanlar Antalya'ya yerleştiler. 15 Mayıs 1919 günü Yunanlılar İzmir’e girdi. Böylece yurdumuz paylaşıldı. Ordularımız dağıtıldı, İstanbul Boğazı düşman gemileri ile doldu.

                  Trablusgarp'da Birinci Dünya Savaşı'nda Anafartalar'da düşman güçlerini yenen Mustafa Kemal bu kez yurdumuzu kurtarmak için Anadolu'ya geçmeye karar verdi. 16 Mayıs günü İstanbul’dan Bandırma Vapuru'na bindi. Bu yolculuğu General Hikmet Gerçekçi şöyle anlatıyor : «Karargah üstlerinin hemen hepsini deniz tutmuştu. Kimse kamarasından dışarı çıkamıyordu. Samsun'a az bir yolumuz kalmıştı. Herhangi bir terslik çıkmazsa, çok değil yarın sabah orada olacağımızı ümit ediyorduk, bu düşünceler içinde güvertede ellerimle küpeşte demirini tuta tuta yürümeye çalışırken O'nun kamarasından çıktığını gördüm. Sert bakışlarıyla ufka bir göz gezdirdikten sonra kaptan köşküne çıktılar. Bandırma vapurunda hemen herkesi deniz tutmuştu, oysa Mustafa Kemal dipdiriydi ve çok sağlıklıydı. Kıyı bir ana baba günü halini aldı. Gemimiz demir atınca coşkun gösteriler yükseldi. Hemen ardından geminin etrafını kayıklar aldı. Halkın bu coşkun gösterisini görünce boğazıma bir şey tıkandı, gözlerim yaşardı. Vapur 19 Mayıs sabahı Samsun Limanına yanaştı. Kemal Paşa ve arkadaşları Samsun'da sevinç gösterileri ile karşılandı.» Burada bir hafta kalan Mustafa Kemal Paşa, 27 Mayıs günü Havza'ya geldi. Çalışmalarını burada da sürdürdü.

                  Mustafa Kemal, Amasya'da yayınladığı genelge ile ulusu, ülkenin bütünlüğünü, bağımsızlığını kurtarmak için birlikte çalışmaya çağırdı. İstanbul Hükümeti Mustafa Kemal Paşa'nın bu çalışmalarından hoşnut değil­di. Harbiye Bakanı Mustafa Kemal Paşa'yı İstanbul’a çağırdı. Bunun üzerine M. Kemal Paşa padişaha telgraf çekerek askerlikten çekildiğini bildirdi.  Mustafa Kemal Paşa bundan böyle çalışmalarına sade bir yurttaş olarak devam etti. 4 Eylül günü Sivas’a gitti. Sivas Kongresi'nde «Ya bağımsızlık, Ya ölüm» ilkesi kabul edilerek yurt düşmandan kurtarılıncaya dek savaşmaya and içildi.

Mustafa Kemal Paşa Sivas'tan sonra Ankara'ya geldi 23 Nisan 1920 günü Büyük Millet Meclisi'ni topladı. Meclis başkanlığına seçilen Mustafa Kemal Paşa düzenli ordular kurdu. Bu ordular düşmanlarla çarpışmaya başladı. Birinci İnönü, ikinci İnönü, Sakarya ve Başkomutanlık Meydan Savaşı sonunda yurdumuz düşmanlardan kurtarıldı.

                 19 Mayıs 1919 Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başladığı gündür. Bugün aynı zamanda Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'mızdır. Spor beden eğitimidir. Spor bedeni geliştirir. Sağlıklı olmamızı sağlar. Spor yapanlar hayatta daha başarılı olurlar. İyi bir sporcu sağlam bedenli, becerikli ve başa­rılı bir insandır, içki, sigara kumar gibi alışkanlıkları yoktur. Spor kötü alış­kanlıkların edinilmesine fırsat vermez.

İlk, orta, lise ve dengi okullarımızda izci örgütleri vardır. İlk okullar­daki bu örgüte küçük izci denir, izcilik, öğrencileri yaşamın güçlüklerine alıştırır. İzcilerin özel giysileri, çantaları, mataraları, ipleri ve çakıları vardır. Beden eğitimi öğretmenleri izcilere yürüyüşler yaptırır. İzciler için yaz aylarında ormanda, yaylada, göl ve deniz kıyısında izci kampları kurulur. Bu kamplarda izciler yaşamın güçlüklerine alışırlar.

 

19 Mayıs'ta yurdumuzun her yerinde izciler, öğrenciler ve gençler spor gösterileri yaparlar.

19 Mayıs; 1981 yılından başlayarak «Atatürk'ü Anma Günü» olarak da kutlanmaya başlandı. Atatürk bir söyleşi sırasında : «Ben 19 Mayıs'ta doğdum» demiştir.

 19 Mayıs bir yandan Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başlan­gıcı öte yandan ülkemizin kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Atatürk'ün doğum yıldönümü olarak törenlerle kutlanır.

 

 

 

ŞİİRLER

 

 

 

Kurtuluşa  İlk Adım…

 

Bir küçücük adımdı, Bandırma’ya attığı,

Tarihlere sığmadı, millet için yaptığı.

Bir isyan haksızlığa, bir isyan yoksulluğa,

Yürüttü bu milleti, dur dedi haksızlığa.

Yurtsever toplanırken, hainler kaçıyordu,

Onun bastığı toprak, sevinçten uçuyordu.

Yürek yürek insanlar, toplandı etrafında,

Bir kuru ceset kaldı, İstanbul tarafında.

Pis eller uzanırken, namusun yazmasına,

Toprakta baş kaldırdı, işgalci çizmesine.

Sırtlanlar can evimi, sararken dört bir koldan,

Besmeleyle bir adım, atıldı İstanbul’dan.

Anadolu canhıraş, beklerken sahibini,

Altın sayfalı tarih, bulmuştu katibini.

Sürerken canilerin hayasız sarhoşluğu,

Yepyeni bir destanın atılmıştı başlığı.

Yeni bir aşk heyecan, sararken gönülleri,

Kapıya dayanmıştı o yoksunluk günleri.

‘Ordu yok, silahlar yok’ demeye kalktı bir Türk,

Sanki şöyle diyerek cevap verdi Atatürk.

-Ordum yoksa ben varım, silahta yüreğimde,

Varsın bir delik açsın kör kurşun göbeğimde.

Kirlenmiş topraklarda, böyle yaşamaktansa,

Koşarım şehitliğe, biçare kalmaktansa.

Dünkü benim tarihim, sayfalara sığmazdı,

Türk’ün olduğu yerde kurt kuzuyu boğmazdı.

Etrafında dönse de milletimin kör talih,

Yeniden dirilecek, gene yazacak tarih.

Bu millet sağ kaldıkça, hiç esir olmayacak,

Kubbelerin üstüne, baykuşlar konmayacak.

Şartlar ne olur olsun, Yaşanacak bu kader,

Diriliş tamamlanıp, bir gün bitecek keder.

O gün çok uzak değil, bak şafak attı bile,

Güneş parıldayacak, batan karanlık ile.

Yeter ki siz dik durun, eğilmeyin yurdumda,

Şehitlerde olacak, bu cihangir ordumda.

Kırılıp kesilse de eğilmez Türk’ün başı,

Vatan için şehidin, yerde kalmaz naaşı.

Kalkın ve ayaklanın, ben varım önünüzde,

Bizden önce Atalar emanet etti bize,

Geçmişi hatırlayıp, dönelim kendimize.

Kahramanlık bekliyor vatan bizden bu günde,

Saraylar hazır ona bir yiğit öldüğünde.

Benim naciz bedenim, elbet toprak olacak

Ama bu güzel vatan, Türk diyarı kalacak.

Cumhuriyet eserim, Mustafa Kemal adım,

İşte böyle hislerle atıldı o ilk adım.

İlk adımlar çoğaldı, yüz binler adım oldu,

Silinmez bir destanla, vatanımız kurtuldu.

Bu yolda can verenler, sığamaz lahitlere,

Teşekkür Atamıza, gazi ve şehitlere.

                        Kasım KAPLAN

 

 

ON DOKUZ MAYIS

 

Bugün on dokuz Mayıs, ülkemin kader günü,

Dostların sevindiği düşmanın keder günü…

Genç bir kutup yıldızı, parladı karanlıkta,

Yol gösterdi millete bırakmadı zorlukta.

 

Özgürlüğün sevdası, yakıp dururken onu,

Dehası cesareti getirdi mutlu sonu.

Yeniden hayat verdi, yorulmuş bedenlere,

Sönmez bir ışık oldu ardından gidenlere.

 

Küçücük bir adımla değişti kaderimiz,

Mutluluğa dönüştü, derdimiz, kederimiz.

Taşıyorken Atayı Bandırma bir gururla,

Korkunç bir savaş verdi denizde dalgalarla.

 

O masmavi gözleri dalarken ufuklara,

Çoktan yelken açmıştı, gemisi umutlara.

Ardı sıra bir avuç, yürekli vatansever,

Kimisi pür silahlı, kimisi dua eder.

 

Yürek yürek birleşti tek vücut oldu millet,

Elbet böyle olacak yakışmaz bize zillet.

Adım adım hedefe, yürürken kutsal birlik,

Toplandı Anadolu, yeniden doğdu dirlik.

 

İstiklal savaşımız, işte o gün başladı,

Silahtan yoksun ordu dağda taşta kışladı.

Gece gündüz demeden, kutsal savaşımızda,

Birer birer yok oldu haçlılar karşımızda.

 

Zafer ancak kendine inanlara koşar,

Kendisine güvenen, aşılmaz dağlar aşar.

İşte böyle sevdayla kucaklandı hürriyet,

Gazi ve şehitlerle kuruldu Cumhuriyet.

 

Ey büyük Türk gençliği! Emanet artık sende,

Onu koruyacaksın can durdukça bedende.

Dik durun, çok çalışın, onlarla gururlanın,

Tüm dünya devleriyle, yarışa hazırlanın.

                                   Kasım KAPLAN

 

 

 

 

            VURGUNUM VATANIMA      

 

Türküm, korkmam kimseden, fıtratımda yok benim

Tanımam haksızlığı, korkum Hak’tandır ancak

Arkada kalmaz gözüm, çürüse de bedenim

Artık mahşere kadar dalgalanır bu sancak.

 

Kara sevdalı gibi, vurgunum bu vatana

Değişmem tüm dünyaya, bir karış toprağını

Yalnız yaşayan değil, bu toprakta yatana

Yemin ettim, koklatmam, düşmana yaprağını.

 

Harikalar diyarı, bu cennet vatan için,

Milyonlar şehit verdik, milyona daha değer.

Dalgalanan bayrağım,  şerefli ordum için,

Kurbanlar kesin bana, şehit olursam eğer.

 

Kanımla suladığım, ilmik ilmik ördüğüm,

Taşına toprağına, kurbanım ben yurdumun.

Onun için yaşayıp, onun için öldüğüm,

Sonuna dek askeri, neferiyim Ordumun.

 

Toprak mı O sadece, ağaç mıdır, taş mıdır?

Ne isimler gizlidir, Türkiye’min isminde.

Uğrunda verilmezse, o taşınan baş mıdır?

Boşuna gezer durur, leş bir gövde üstünde.

 

Rahat olun, sevinin, hasta aslan dirildi.

Altın nesil yetişti, başladılar koşmaya.

Atamızdan emanet, bu gençliğe verildi.

           Hazır olun birlikte, dünyayla yarışmaya.                                                 

                                                     Kasım KAPLAN.

 

 

 

 

 

Şehitliğe Hasret

 

Bir hasretim var benim, içim dışım yanıyor,

Her aklıma geldikçe yüreğim kan ağlıyor.

Neden erken doğmadım, neden onu görmedim,

Neden gazi olmanın sefasını sürmedim.

 

Keşke bende olsaydım Kurtuluş Savaşında,

Keşke öne geçseydim şehitlik yarışında,

Keşke sargı olsaydım gazilerin başında,

    O gün bende Bandırma vapurunda olsaydım,

    Atamın bir yanında bende yola çıksaydım.

 

Dalgalı Karadeniz Bandırma’yı taşırken,

Atamda o heyecan zirveye ulaşırken,

Kurtuluş sancısının ilk gününü yaşarken,

    Keşke bende olsaydım, yol gösteren bir yunus,

    Öyle Kutlu görevde kıskanırdı okyanus.

 

Atamla şehir şehir ardında dolaşsaydım,

Bir kuru ekmeğimi onunla paylaşsaydım,

Ona hizmet etmekte zamanla yarışsaydım,

    Şehitler listesinin başında ben olsaydım,

    Alnımda bir delikle Nebi’ ye ulaşsaydım.

 

O gün işte o günde, bir takvim yaprağında,

Bir heyecan içinde kalksaydım şafağında,

Bir hizmetkâr olsaydım yiğitler otağında,

    Eriyip tükenseydim bir Allah sayhasında,

    Bende bir yer bulsaydım O şeref sayfasında.

 

Cerha  cerha kanların aktığı o makamda,

Önceki şehitlerin iki eli yakamda,

Evde hasta anamın duaları arkamda,

    Gazinin tüfeğinde tek bir kurşun olsaydım,

    Bir düşman yüreğini delip te patlasaydım.

 

Keşke mendil olsaydım terlemiş yakasında,

Ya da küçük bir düğme yamalı hırkasında,

Sekerek koştursaydım Gazinin arkasında,

     Vatanımın bağrında öyle garip yatsaydım,

    Bu kutsal topraklarda mezarsız uyusaydım.

 

Keşke birde olsaydım Çanakkale Harbinde,

Keşke şehit olsaydım ilk şehidin önünde,

Keşke silah olsaydım bütün Türk tarihinde,

    Bayrağımın uğrunda vursaydım, vurulsaydım,

    Bin kez daha dirilip, bin kez şehit olsaydım.     11.05.2004

                                                                       Kasım KAPLAN

Devamını oku...
 
Avrupa Günü

AVRUPALI

  

Osmanlı Avrupa‘ya

Medeniyet getirdi

Hizmet edip kıtaya

Kendisini sevdirdi.

 

Bilim ve adaletle

Ülkeleri fethetti.

Savaşıp cehaletle

İlim ve irfan ekti.

 

Türk’ün güzel ahlâkı

Dostluk ve adaleti.

Çok memnun etti halkı

Azalttı cehaleti.

 

Avrupalı çalıştı.

Hepsi birlik olarak,

Başarıya ulaştı.

Bilgiyi kullanarak

 

Kalmak için hayatta,

Toplanıp birleştiler.

Bilim, moda, sanatta

Zirveye yerleştiler.

                Kasım KAPLAN
Devamını oku...
 
İstanbul'un Fethi 29 Mayıs

 

 

             Tarihi M.Ö 700. yıllara dayanıp, 653 yılında kurulan İstanbul, kuran komutanın adından dolayı Byzantion adını almaktır. Tabi güzelliği ve stratejik konumu dolayısıyla daha sonraki bütün devletlerin arzusu olarak tarih içinde çok kereler el değişerek en son Batı Roma İmparatorluğuna başkent olmuştur.

            İslamiyet yayılmaya başlayınca da şehrin önemini belirtmek ve belki de bir mucize ile İstanbul’u fethedecek komutan ve ordusunu överek, fethedilmesi için işaretler vererek teşvik etmiştir ve bu kutsal övgü neticede, birkaç İslam kuşatmasından sonra Fatih Sultan Mehmet Han’a ve ordusuna nasip olmuştur(29.Mayıs.1453).

            Bu hafta fetih haftası ve bunu fazlasıyla hak etmiştir çünkü bütün dünyanın gözünün üzerinde olan bu ‘harika şehir İstanbul’un fethedilmesi, sıradan bir fetih değildir. Dünya tarihinde büyük sarsıntı yapmış ve birçok ’’ilk’’e sebep olmuştur. Bunlardan ilk akla gelenler;

1)Orta çağı kapatmış yeniçağı açmış açmıştır

2)Bizans derebeylikleri bundan sonra yerle bir olmuştur

3)Osmanlı devleti artık dünyanın tanıdığı çok büyük bir devlet  olmuştur

4)Osmanlıya balkan yollarını açmıştır.

5)Dünya tarihinde ilk defa 70 parça gemi karadan Haliç'e indirilmiştir

6)İlk defa bu derece büyük toplar dökülmüştür

7)Bunlar genç sultan II.Mehmet Han ın deha derecedeki zeka ve görüşünün meyveleridir.

     Tabi bu kutlu olayda sultanın hocası Akşemsettin Hazretlerinin cesaret vererek teşvik etmesi de; orduyla beraber Akşemsettin’ide rahmet ve minnetle anmamıza sebeptir.

Daha sonra çok yazarlar, şairler İstanbul ve fetih üzerine yazılar ve şiirler yazmışlardır.  

    Fetih sırasında, Bizans'ın durumu hiç de iç açıcı değildi. Halk ahlakî ve ekonomik çöküntüden bıkmış, Konstatin'in zulmünden yılmıştı. O kadar ki halk "Hristiyan külahı görmektense, Müslüman sarığı görmek daha iyidir." diyecek duruma gelmişti. Çünkü o dönemde Osmanlı "Adil bir dünya düzeni" kurmayı başarmış, dünyanın hayranlığını kazanmışta.           

             Sultan II. Mehmet İstanbul'u fethetmekte kararlıydı ve tarihin ilk ağır toplarını döktürdü. Karadan ve denizden kuşatılması gereken bu şehir için her türlü tedbiri aldı. "Ya ben İstanbul'u alırım, ya da İstanbul beni." diyordu. Bu işe canını koymuştu. Sultan Fatih, hayallerin ulaşamayacağı şeyleri "gerçek" haline getirererk, Donanmayı bir gecede Dolmabahçe'den Haliç'e indirmeyi başardı. Gemileri karadan yürütmüştü.
           Hocası Akşemsettin Hazretlerinin izni ve duası ile kuşatma başladı. 53 gün durmadan surlar dövüldü. surlar delik-deşik oluyordu, fakat bütün gayretlere rağmen İstanbul düşmüyordu. Son gece Fatih hocasının yanına geliyor:
- "Hocam, ne olur, artık himmet buyurun da İstanbul'u fethedelim." diye ağlıyordu.
           Akşemsettin Hazretleri uzun uzun dualardan sonra, kısa bir uykuya dalıyor, rüyasında "Ebu Eyyüb el-Ensarî'nin kabrini görünce, bunu fethin müjdecisi sayarak, gece yarısı "Talebesini yeniden çağırarark, 29 Mayıs sabahı için durumu bildiriyordu.. Gerçekten bu son hücumla surlar gedik veriyor ve  İstanbul Osmanlıya teslim oluyordu. Surlara sancağı dikme şerefi ise Ulubatlı Hasan'ın...

        Genç Ulubatlı, bir ok yağmuruna maruz kalmasına rağmen, azim ve kararlılığından hiç bir şey kaybetmiyor, bayrağı burçlara diktikten sonra şehitlik rütbesine yükseliyordu.
         Ulubatlı bir sembol şahsiyetti. Fatih'in ordusunda, Ulubatlı Hasan misali Peygamber müjdesine ulaşmanın aşk ve iştiyakıyla yanıp tutuşan, Anadolu'nun binlerce bağrı yanık delikanlısı bulunuyordu. Her biri genç neslin ideal örneği olması gereken yiğitler...
         Fatih, önde hocası Akşemsettin Hazretleri olarak, görkemli bir törenle İstanbul'a girdi. Bizans halkı ve kadınlar yollara dökülmüş, genç Fatih'i selamlıyor, üzerine çiçekler atarak tebrik ediyorlardı. İlk Cuma namazını hemen camiye çevrilen Ayasofya da kıldı.Başka bir ülkenin tarihinde böyle göz yaşartıcı bir sahneye şahit olabilmek mümkün değildir. Çünkü Bizanslılar, Osmanlı'nın zulmetmeyeceğini çok iyi biliyorlardı. Öyle de oldu. Fatih, Bizanslıları dinlerinde serbest bıraktı ve ibadetlerinde serbest bıraktı.
            Fatih İstanbul'a girerken, yer yer halkı öndeki "Akşemsettin"i padişah zannediyor, Akşemsettin "hükümdar arkada" işaretini yapınca, Fatih'teki edep, terbiye ve inceliğe bakın ki, şöyle karşılık veriyordu:

"- Evet, hükümdar benim, lakin o da benim Hocam'dır!"

          Fetih'ten sonra, başkent, Edirne'den İstanbul'a taşındı. Trakya bölgesi daha önce fethedildiği için, İstanbul ortada kalmış, fetihle birlikte Trakya ile Anadolu arasındaki köprü de kurulmuş oluyordu.
           Fetih, bir işgal olayı değil bütün insanlığa sevgi ve özgürlük taşıma arzusudur. Ve bu arzusunu gerçekleştirerek Bizans halkını bile huzur ve sevgi ortamında yaşatmıştır.
           Millet olarak, genç nesle zafer ve başarılarımızı yeteri kadar anlatabildiğimiz söylenemez. Eğer, Çanakkale, İstanbul, Preveze, Mohaç, Varna gibi zaferlerin birini Batılılar gerçekleştirmiş olsaydı, sırf onun için yüzlerce film yapar, bu başarısını yeni nesle anlata anlata bitiremezdi. Nitekim tarihlerindeki basit direniş örnekleri için bile bunu fazlasıyla yapıyorlar.

            Zaferlerimizi tanıtalım ki, "gençlerimiz bayrakları, inançları, vatanları uğrunda fedakârlık yapabilme" zevkini tatsınlar. Kahramanlarımızı tanıtalım ki, her gencimiz "Fatih, Ulubatlı Hasan, Yıldırım, Yavuz, Seyyid Çavuş" ve özellikle Ulu önder Atatürk ün yolundan gidebilsinler.
              Bu haftada okullarımızda, fetihle ilgili konuşmalar yapılmalı, Fatih Sultan Mehmet yeniden tanıtılarak, hayalleri zorlayan uygulamaları incelenmelidir.

Güzel sözler

 

 

 

 ŞİİRLER

 

 

 

Fetih

 

Fetih ile dünya da bir devir kapanarak,

Bizans derebeyleri yer ile bir olmuştu.

Kapatıp orta çağı, yeniçağı açarak,

Altın sahifelerle tarihte yer bulmuştu.

 

O muzaffer komutan, o Fatih Sultan Mehmet

Daha çocuk yaşında, fethe mazhar olmuştu,

Ne mutlu o sultana, müjdeledi Muhammed,

Bir kutlu ordu ile İstanbul fetholmuştu.

 

O yalnız savaş değil, açılmaktı dünyaya,

Osmanlının sarığı dünyada tanınmıştı.

İnanamaz Bizanslı, erken biten rüyaya,

İstanbul’un surları, toplarla sarılmıştı.

 

Dağlardan kalyonları, çekerek indirdiler

Fatih o gemileri karadan yürütmüştü,

Yıllarca yürek yakan acıyı dindirdiler

Bizanslının burnunu yerlerde sürttürmüştü.

 

İstanbul alınmadan, bir hisar Rumeli’ye,

Bir kaç ayın içinde, süratle yaptırmıştı.

Konstantin sarılınca, Rumlar döndü deliye

Arzın göz bebeğini, Türklere kaptırmıştı.

 

Bu savaş Osmanlının ölüm kalım davası,

Avrupa haçlısına haddini bildirmişti.

Tükendi haçlıların, indi artık havası,

Bizanslının adını tarihten sildirmişti.

 

 Bitirdi zulümleri, getirdi adaleti

Bütün azınlıkların haklarını vermişti.

Öğretti insanlığı, kaldırdı adaveti

Adalet kılıcıyla zulmü yere sermişti.

                              KASIM KAPLAN

 

 

 

 

YENİ BİR ÇAĞ AÇILDI

İstanbul fetholundu, yeni bir çağ açıldı,

Bizans yerle bir oldu, Fatih’in sillesinden.

 

Medreseler açıldı, Ordumuz fatih oldu,

Ulema ilim aldı, Fatih medresesinden.

 

Yıldızlar kuyruk oldu, kutup onsuz kayboldu,

Çok güneş ışık aldı, Fatih’in gölgesinden.

 

Cihan ona daraldı, ordular dize geldi,

Kartallar serçe oldu, Fatih’in pençesinde.

 

Yüzler evliya vardı, Hızır namaz kılardı,

Gelen huzur bulurdu, Fatih’in camisinde.

 

Cennet kokusu gelir, giren nura gark olur,

Veliler feyiz alır, Fatih’in türbesinden.

 

İlim ne gün azalmış, Osmanlı zebun olmuş,

Bir kahpeyle hun olmuş, kaderin cilvesinden.

 

Çınarlar cüce kalmış, güvercin dala konmuş,

Çok kavak çiçek açmış, Fatih’in bahçesinde.

 

Okudum hücresinde, yazdım penceresinde,

Yeniden hayat buldum, Fatih Külliyesinde.

 

Methedilmiş Komutan, Ona hayran asuman,

Selam söyle ey canan, Fatih’e bendesinden.

                                       KASIM KAPLAN

 

 

 

 

ÜSTADA ARİF NİHAT ASYA’YA

 

Yelkenler biçildiler, yelkenler dikildiler,
Dağlardan donanmayla, kalyonlar çekildiler.
Kerpetenle surların, dişleri söküldüler.
        Yola çıktık efendim, yiğitler hazırlandı,
        Vatana kurban için, parmaklar kınalandı.

Geçtim anadan yardan, geçtim her sevgiliden,
Bir destan yazacağız, okusunlar ezberden,
Öğrettin haberim var taşıdığım değerden,
         Gönüllü gazilerin listesinde baştayım,
          Vatan için vuracak, vurulacak yaştayım.

Yüzüne çarpacağım zamanenin fendini,
Coştum kabardım artık, yıkacağım bendimi,
Kıymetim soydan gelir, biliyorum kendimi,
        Abideni dikmeye bir yaman uğraştayım,
        Size anıtlar yapıp, yükseltecek yaştayım.

Okudum tarihimi, tanıdım eserleri,
Kendime örnek aldım, Fatih'i, Selimleri,
Başıma taç eyledim verdiğin emirleri,Fetih Günü
       Bitti gündelik işler, bir ulvi telaştayım,
       Senin açtığın yolda koşturacak yaştayım.

Artık günümüz geldi, işaret var Atamdan,
Elbette gelecektir, bütün gençlik arkamdan,
Gücümü alıyorum, bu Şanlı Bayrağımdan,
      İpliğimi sen ördün, atlas bir kumaştayım,
      Burçlara bayrak olup dikilecek yaştayım.

Vakit gelmiştir artık,saatler ayarlandı,
Tembel tembel uyuyan, Çelebiler uyandı,
Müsterih ol efendim, hazırlık tamamlandı,
      Yalnız İstanbul değil, çok büyük inançtayım,
       Bu yürekle dünyayı fethedecek yaştayım.

Devamını oku...